Her devrin adamı olanları, karakteri bir türlü yerine oturmayanları iyi tanırız. Bunların kıblesi rüzgâra, mabetleri ise menfaatlerine göredir. Kendilerini her dönem bir güce yamarlar, kraldan çok kralcı olurlar ama iş milli onura, devletin bekasına gelince hemen bir "fırıldak" moduna girerler. Bugün dünya, Venezuela’da yaşanan tam bir "siyasi korsanlık" sahnesiyle sarsılıyor. Bir devletin seçilmiş başkanını, kendi topraklarından zorla, sürüklene sürüklene kaçırıp götürmek; sadece o ülkeye değil, tüm insanlığın haysiyetine vurulmuş bir prangadır.
Sayın Devlet Bahçeli’nin o meşhur tespitiyle; Karakas’ta kurulan bu set, "Karayip Korsanları" filmi değil, dijital çağın yeni sürüm eşkıyalığıdır! Kan kokusu almış köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir. Adamlar 15 Temmuz’da bizim ülkemizde maşalarıyla yapamadıklarını, bugün Venezuela’da doğrudan müdahale ile yapıyorlar. Ama asıl acı olan ne biliyor musunuz? İçimizdeki bazı "gafil yuvalarının", bu haydutluğa neredeyse kına yakacak olması! Neymiş? "Demokrasi geliyormuş!" Sizin demokrasi anlayışınız, bir liderin yatağından derdest edilip kaçırılması mıdır?
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta haykırdığı o büyük gerçeği buraya not düşelim: "Siyasi tapu, sadece ve sadece o ülkenin halkına aittir." AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik Bey’in de altını çizdiği gibi; meşruiyet dışarıdan dayatılamaz, güç odaklarının gözüyle inşa edilemez. Ama bakıyoruz ki; yabancı başkentlerden "beş dakikalık ilgi" dilenenler, meşruiyeti halkta değil, okyanus ötesindeki efendilerinde arıyorlar. Bu patolojik bir ruh halidir! Memleketin dışarıdan dizayn edilmesini beklemek, umudunu Washington’daki lobilerin operasyonlarına bağlamak, bu toprakların evladı olmaktan vazgeçmektir.
Unutulmasın ki; bir ülkenin egemenliği giderse, geriye ne namus kalır ne de hürriyet! Venezuela örneği bize şunu gösterdi: İç cepheniz sağlam değilse, içeride "devşirilmiş" figüranlarınız varsa, düşman kapınıza dayanmakta tereddüt etmez. İşte bu yüzden biz, "diklenmeden dik durmak" ve dava adamı gibi dimdik durmak zorundayız. 1 dolara kendini pazarlayanlarla, memleketin iradesini yabancı mabetlerin kucağına bırakmak isteyenlerin mayası aynıdır.
Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun o sarsılmaz düsturu kulaklarımızda küpe kalsın: "Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz." Birilerinin "bizim çocuklar" dediği kuklalardan olmayacağız. Sayın Bahçeli’nin ihtar ettiği gibi; uyumayacağız! Memleketin hali düzelmeden, dünyanın bu kalleş düzeni değişmeden gözümüze uyku girmeyecek.
Siyasetçisinin dış güçlere bel bağladığı, medyasının yabancı vakıflardan fonlandığı, karakterlerin "kayık" olduğu bu düzende; biz safımızı "Tam Bağımsız Türkiye" ve "Milli İrade" olarak seçtik. Gerisi sadece fırıldaklıktır!
Soralım şimdi o mandacı zihniyete: Sizin "siyasi tapunuz" kimin elinde? Efendilerinizin mi, yoksa bu aziz milletin mi?